Toplumu ayakta tutan en önemli dinamiklerden biri, belki de en birincisi kuşkusuz ahlâktır. Ahlâkî çöküntünün önlenemediği veya ahlâksızlığın prim gördüğü toplum ve cemiyetlerde, içtimaî erozyon çok hızlı bir sürece girmiş demektir. Kur'ân-ı Kerim'de, ahlâksızlığın sebep olduğu yıkılışları anlatan pek çok ayet vardır. Kur'ân, o yıkılışları birer ibret levhası şeklinde tablolaştırır.
Meselâ, bu prensiplerden biri verilen nimetlerin kendi cinsinden şükürle mukabele görmesidir. Bu olduğu müddetçe toplum, ferd, aile, cemiyet ve devlet planında varlığını devam ettirebilir. Söz konusu nimetin şekli önemli değildir. Bu, huzur, sükun, güven, refah olabileceği gibi, teknik sahada amûdî (dikey) yükselişler de olabilir. Bir insan için mâl, menal, makam, mevki, ilim, irfan, maddî-ma'nevî füyuzat hisleriyle dolup taşma.. hepsi birer nimettir. Ferd veya toplumların, bu nimetlere liyakatları devam ettiği sürece, onlar, herhangi bir değişikliğe ma'ruz kalmazlar. Ama durum aksi olunca netice de aksi olur.
Nimetlerin gelişinde ve devam edişinde bizim teveccühlerimiz birer şart-ı âdidir. Bunu alıcı ve verici arasındaki frekans ayarlamasına benzetebiliriz. Bizden arzu ve istekler yükselmeli ki, (murad-ı ilâhî dahilinde olmak kaydıyla) O'ndan da sağnak sağnak lütuflar gelsin.. ve bizim bu lütuflara şükrümüz devam etmeli ki, verilenler geri alınmasın..
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin