Kötülükler karşısında Hz. Bediüzzaman gibi davranmak hem akıllıca hem de teslimiyet ve tefviz buudlu bir yoldur. O, kötülüklere ma'ruz kaldığı demlerde: Demek benim bilemediğim bir günahım var ki, Cenab-ı Hak ehl-i dünyanın eliyle beni tazip ve terbiye ediyor, şeklinde düşünür ve sonra da Ey adil kader... diyerek teslimiyet soluklar.
Bu öyle muhlisane bir hâl ve dahiyane bir davranıştır ki, üst üste öfkeden dalgalar meydana gelse ve gelip üzerimize boşalsa, bu düşünce, bu mantık ve bu teslimiyetle insan tırnak ucu kadar nem kapmadan bu tufandan sıyrılabilir.
Bu mevzuda müthiş bir başka tesbît daha: İnsanın içine ne zaman bir gurur veya enaniyet düşüncesi gelse, ehl-i dünya âdetâ keramet gösterircesine, hemen cezalandırmaya geçmiş ve ta'zip etmişlerdir. Mes'elelere böyle yaklaşmak, zannediyorum en sâlim yoldur. Zira biz, meslek itibariyle enfüs endeksli yaşamak mecburiyetinde olan insanlarız. Başkalarının bize olan zulüm ve saldırılarında, bu durumumuzu muhafaza etmemiz de enfüs endeksli yaşadığımızın ölçüsüdür. Onlar, bize yaptıklarının cezalarını çekeceklermiş veya çekmeyeceklermiş o ayrı bir konu. Ve mes'elenin o yanı zannedersem bizden çok onları ilgilendirir. Biz her zaman düşüncelerimizi, nefis muhasebemize göre dizayn etmek mecburiyetindeyiz. Bunu yapmak da başkasını değil yine bizi rahatlatır.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin