Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de bu kudsî dâvâdan yer yer ayrılmalar olmaktadır. Bu durum; bize hizmetin genişlemesi ölçüsünde arkadaşların hassasiyet adına derinleşip engin olmalarını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Zira bu problemin önünün alınması ancak hüşyar kalplerle mümkün olur.
Bu gibi hadiselere fırsat vermemek için;
1) Başta bu arkadaşların memnuniyetsizliğine sebebiyet verilmemelidir. Bunu derken aslında, bunca insanın kendilerinden razı olduğu arkadaşlara, aman arkadaşlarınız sizden memnun olsun' mânâsında bir ifade kullandığımdan da hicap duyuyorum. Ama yine de elden geldiğince herkesi memnun etme yolları araştırılmalıdır kanaatindeyim. Madem ki Allah (celle celâluhu), tenezzülat-ı İlâhiye dediğimiz, yani konuşurken, lütuflarda bulunurken.. bizim seviyemize göre hareket ediyor ve sanki rahmetini bizim ayağımıza göre yürütüyor -ki bu İlâhî bir ahlâktır- arkadaşların da, kendi mesuliyeti altında olanlara karşı aynı şekilde muamele etmesi gerekmektedir.
2) Arkadaşların maddî açıdan desteklenmesinin bu problemi önleyebileceği düşüncesindeyim. Buna göre keşke imkânlar olsa da herkese bir değil, iki burs verilse. Böyle acip bir zamanda, küfrün, dalâletin başını alıp bir tarafa gittiği dönemde, namaz kılan, oruç tutan.. arkadaşlara değil iki burs canlar bile verilse sezadır. Ne var ki, himmetler sınırlı, yapılacak işler de olabildiğine çoktur. O halde bütün bunlar arkadaşlara anlatılıp izah edilmelidir. Ta ki onlar beklentiler içine girmesinler.
3) Arkadaşların yakın takibe alınması şarttır. Ayrılma emarelerinin görüldüğü an üzerine gidilmesi, zannediyorum buna fırsat vermeyecektir. Bir yaranın kansere dönüşmeden, yapılacak muameleyle önü alınacağı gibi, bu daire içinde yakın çevremizde başı dönen, bakışı bulanan arkadaşların hemen idrak edilip imdadına koşulursa, kaymaları engellenmiş olacaktır.
Bir insan kazanma çok önemlidir. Allah Rasulü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ifadesiyle, yığın yığın deve ve koyun sürülerinin Allah yolunda tasadduk edilmesinden, hatta, üzerine güneşin-doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. Bir insanın kazanılması bu kadar değere sahipse, kaybedilmesi de o kadar külfet demektir. Zübeyr Gündüzalp'in 'eğer bir kalp teessür duyacaksa, 'bir genç imansız oldu' sözü karşısında atom zerratı adedince parçalanması lazımdır' ifadesinde olduğu gibi arkadaşların da, bir kişi başını alıp gidecek diye yüreği ağzına gelecek kadar hassas olmalıdır. Benim onurum, gururum.. değil, bir insanın bu hizmetten, imandan, Kur'ân'dan.. uzaklaşmasın mülâhazasıyla hareket etmek önemlidir. Böyle hareket edildiği zaman -Allah'ın inayet ve keremiyle- gitmek isteyenler gitmeyecek gidenler de yoldan dönüp geri gelecektir. Geçmişte bunun misalleri çok görülmüştür. 25 yıl evvel yol değiştirip giden birisi ile geçen sene görüşen bir arkadaş geldi bana, 'falan arkadaşla görüştüm, sizin hakkınızda hüsn-ü zan ediyor ve cuma namazlarını kılıyor' dedi. O esnada elbisemi çıkartıp vermeye kadar her şeyimi tasadduk etmeye hazırdım. Çünkü küfür ve dalâlet başka bir şeye benzemez.
Netice itibariyle, iman dairesinden iradeleri ile ayrılan insanları, Allah tutmaz ve -hafizanallah- onlar ayaklarını sağlam basacakları bir zemin bulamazlar. Onun için kudsiler bu meselenin encâm ve akıbetinin bu kadar vahim olduğunu düşünmeli, buna kat'iyen fırsat vermemelidirler.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin